Fıkra Blog

Reklamlar

Reklamlar

Kategoriler

Dost Siteler

Asker Fıkraları


Gülümse!
Küçük kız hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava icinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmedigini hatırladı. Hemen bir not yazdı yolladı.
Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendiki her öglen yemek yedigi lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı. Garson kız ilk defa yüklü bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken kazandıgı paranın bir kısmını herzaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı. Adam öyle minnettar oldu ki... iki gündür bogazından aşagı lokma geçmemişti. Karnını doyurtduktan sonra bir apartmanın bodrumundaki tek göz odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydiki bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu kucagına alıverdi.
Küçük köpek gece sogugundan kurtuldugu icin mutluydu. Sıcak odada bir o yana bir bu yana koşturup duruyordu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı... Anneler, babalar dumandan bogulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp ölümden kurtardılar..

Bunların hepsi beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir ''Tebessümün' sonucuydu...



İradenin Gücü
Kansas'taki bir okulda iki kardeş çalışıyordu ve her sabah sınıftaki sobayı yakmak onların göreviydi.
Soguk bir günün sabahı, kardeşler sobayı temizlediler ve odunla doldurdular. birisi bir şişe gazı odunların üstüne döktükten sonra ateşe verdi. O anda öyle bir patlama oldu ki, eski bina sallandı. Patlama sırasında büyük kardeş öldü, digerininde bacakları feci şekilde yandı. Daha sonra, şişeye yanlışlıkla benzin dolduruldugu ortaya çıktı.
Yaralanan çocugu tedavi eden doktor, çocugun bacaklarını kesmenin daha iyi olacagını söyledi. Anne ve babası yıkılmıştı. Zaten bir ogullarını yitirmişlerdi; şimdi de diger ogulları bacaklarını kaybedecekti. fakat inançlarını kaybetmemişlerdi. Doktora kesme işlemini ertelemesini rica ettiler. Doktor kısa bir süre icin bunu kabul etti. Anne ve baba çocuklarının bacaklarının iyileşmesi icin dua ediyor ve hergün doktordan kesmeyi birgün daha ertelemesini istiyorlardı.
Bu, iki ay sürdü. Doktorla hergün tartışıyorlardı. Bu arada çocuklarını birgün tekrar yürüyebilecegine inandırıyorlardı. Çocugun bacakları kesilmedi ama sargılar açıldıgında, sag bacagının digerinden altı cm. daha kısa oldugu ortaya çıktı. Sol ayagındaki parmaklar da neredeyse yoktu. fakat genç adam kararlıydı. Acılar icinde kıvranmasına ragmen, hergün egzersiz yaptı ve nihayet bir iki adım atmayı başardı. Genç adam; daha sonra koltuk degneklerinden de kurtuldu ve yürümeye, sonra da koşmaya başladı.
Bu genç adam koştu, koştu ve koştu. Neredeyse kesilmek üzere olan bacakları ona bir dünya rekoru bile kazandırdı. Bu genç adam Glenn Cunningham'dı.
''Dünyanın En Hızlı İnsanı'' olarak tanınan gence, Madison Square Garden'da yüzyılın sporcusu ünvanı verildi.


Yüreginin ve iradenin gücünü eger son damlasına kadar kullanırsan, başarı kaçınılmaz sonuçtur.



Mutluluk Dügümleri
bir keşiş araştırma yapmak icin bir köye gitmişti. Önce o köyün mezarlıgına girdi; çünkü kültürlerin, yaşam felsefesinin böyle yerlerde gizli olduguna inanıyordu.
Gözleri birden mezar taşlarının üzerindeki rakamlara takıldı.
Mezar taşlarında 5, 867, 900, 20003, 4979, 7, 421 gibi birbiriyle hiç baglantısı olmayan rakamlar vardı.
Uzun uzun düşündü; fakat bu rakamların anlamını çözemedi.
Köyün en bilge kişisine gitti ve ona sordu:
''Nedir bu rakamlar Tanrı aşkına? Bu rakamların gösterdikleri ay mıdır, yıl mıdır, saat midir?''
Bilge kişi gülümseyerek yanıtladı:
''bizler bebeklerimiz dogdugu zaman bellerine bir ip baglarız. Yaşamı boyunca her güldügü an, o ipe bir dügüm atarız. Öldükten sonra ise bellerindeki dügümleri sayar, dügümün sayısını mezar taşına yazarız.''
Bilge kişi, karşısındaki keşişin birşey anlamadıgını görünce açıklamasını sürdürdü:
''Böylece onun ne kadar 'Yaşamış' oldugunu anlarız!''



Korku
Merter'deki bekar evimde kızkardeşimle birlikte yaşıyorduk. bir hafta sonu O annemle babamı görmeye Bursa'ya gitti.

Gece ilerleyen saatlerde uyuduktan sonra aniden kan ter icinde, kalbim deli gibi çarparak uyandım... bir kabus görmüştüm. Çok gerçekçi bir rüyaydı. Rüyamda aniden az öce uyandığım gibi kan ter icinde uyanıyor ve korkumun geçmesi icin elektrik düğmesini yakmaya yataktan fırlıyor ama düğmeyi çevirdiğimde elektriğin olmadığını görüyordum. ve ondan sonrada dehşet başlıyordu.

Bu rüyayı görerek uyandım ve içimden bir ses sakın elektriği açma rüyanın aynısı başına gelecek diyordu. Kalbim deli gibi atmaya başlamıştı. ama bu şekilde de odada oturamazdım. Aniden yataktan fırladım, elim elektrik düğmesini çevirirken kalbim duracaktı. veee düğmeyi çevirdim, tak odanın içi aydınlandı. Kalbim deli gibi çarparken derin bir nefes aldım. İşte korktuğum olmamıştı. Sadece bir rüyaydı. ben bunları iki saniye icinde aklımda geçirirken dehşet kapımı çaldı...

Aniden lamba söndü. İnanamadım, rüyamda gördüklerim gerçek oluyordu ve sırada o ne olduğunu tam bilemediğim



Dolmuş
iki bankçı genç 5 parasız kalmış...ama evlerinede çok uzakmışlar...aralarından biri gel şurdan bi dolmuşa binelim adama durumu anlattıkmı belki para almaz demiş...neyse dolmuş a binmişler...dolmuşcuda kalıplı kıronun biriymiş...gençler ''abi paramız yokta sonra versek olurmu''demiş...dolmuşcuda sinirlenmiş ve gençlere sinirli bi şekilde ''SİZ İNİYORSUN''demiş..gençler dolmuştan inmiş ve ya abi sonra vericez dedik demişler...dolmuşcu tekrar sinirli şekilde gence ''GELİRSEM ORayA ANASI SİKERİM ,ĞALBİNİ ĞIRARIM!''demiş



Kuş İle Avcı
bir varmış bir yokmuş, ülkesinde avcının biri kuşlara meraklı imiş.
Hem yemeye meraklı, hem de tutup kafese kapatıp seyretmeye, söyletip dinlemeye.
Kurmuş ormanın kuytusuna kapanı, yatmış pusuya. Tüyleri alacalı bulacalı nadir bulunur az rastlanır cinsinden bir kuş da gelmiş girmiş kapanın icine.
Avcı ortaya çıkınca kuş yalvarmaya başlamış.;'' Avcı avcı bırak beni gideyim. Yemeğe kalksan ufacığım, pişirdin mi benden bir lokma bile et çıkmaz.
Kafese kapatsan ağzımı bile açmam,ne şakırım ne konuşurum, ama beni özgür bırakacak olursan sana üç öğüt veririm ki hem çok mutlu olursun yasamda, hem de çok basarili.''
Avcı düşünmüş taşınmış: ''Eh söyle , ver bakalım su üç öğüdünü o zaman bırakırım seni,'' buyurmuş....
'' Önce...'' demiş, kus
1.Sağduyuya, akla aykırı düşecek hiç bir şeye inanma
2.Yaptığın hiç bir şeyden pişmanlık duyma,gerçekleştiremeyeceğin şeyler icin üzülme
3.Asla ama asla olanaksızın peşine takılma....
Avcı söyle bir bakmış kusa,'' Bu söylediğin büyük cevherler değil, ben zaten yaşamımda her an bu prensipleri uyguluyorum. ama fazla ise yarayacak bir kus değilsin, o yüzden sözümü tutup seni bırakacağım,'' demiş.
Kus fırlamış yakındaki bir ağacın tepesine, açmış ağzını yummuş gözünü..
'' Avcı avcı salak avcı sen beni herhangi bir kuş mu belledin? ben bütün kuşlardan daha farklı bir kuşum.
Kalbim yakuttan benim. Kalbimin yerinde kocaman bir yakut var, beni kesip kalbimi çıkarsaydın dünyanın en zengin adamı olacaktın.
Salak avcı... dönmüş, bağırıp çağırmaya başlamış...''Avcı seni yine yakalayacağım....'' diye tepinmeye başlamış, deliye dönmüş hırsından.Hemen ağaca tırmanmaya başlamış.
Kus ağacın en üst dallarından birine adamın erişemeyeceği bir yere konmuş. Avcı üst dala erişip de kuşu yakalayayım derken yuvarlanmış ağaçtan ....
''Nasılsın bakalım?'' demiş kus, '' Öğütlerimi beğenmemiştin, ben bunların hepsini zaten biliyordum demiştin. ben sana ne dedim önce? sağduyuya akla ters gelecek hiç bir şeye inanma. Be adam kalbi yakuttan kus olur mu? Hemen inandın, gözün döndü.Yaptığın hiç bir şeyden pişmanlık duyma, yani sonradan pişman olmamak icin bir şeyi yapmadan önce iyice düşün taşın, dedim. beni bıraktın, ardından da hemen bıraktığına pişman olup peşime düştün.
Üçüncü öğüdüm,gerçekleşmesi olanaksız bir şey icin bos yere gücünü harcamaydı. sen beni nasıl yakalarsın, ben kuşum,uçmuş uçmuş en üst dala konmuşum. sen oraya nasıl erişirsin be adam? demiş.. ve uçmuş gitmiş............



Affetmenin Hafifliği
bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:
"bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?"
Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. "O zaman" der öğretmen.
"Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin"
Öğrenciler bunu da yaparlar.
"Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!"
Öğrenciler , bu işten pek birşey anlamamışlardır. ama ertesi sabah hepsinin sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:
"Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi icin bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın icine koyun."
Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:
"bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar."
Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar:
"Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor."
"Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık."
"Hem sıkıldık, hem yorulduk?"
Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

"Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.






Çiçeğin Suya Aşkı
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.

İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak icin.

Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi icine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.

İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sırf senin hatırın icin ey su" diye...

Öyle zaman gelir ki, artık su da icinde çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.

Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

Çiçek, suya "seni seviyorum der. Su, "ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "seni seviyorum" der. Su, yine "ben de" der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...

Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "seni seviyorum." der.

Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak icin sevdiğine...

Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki; "seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu ümitsiz artık elimizden birşey gelmez."

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun icin" der.


ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece "seni seviyorum" demek yetmemektedir...






Adıyaman'lı
Adıyaman'lının biri İzmir'de yedeksubay okulunda askerligini yapmaktadır. hafta sonları çarşı izinlerinde kız tavlamaya çalışır fakat başaramaz.
aynı yerde askerlik yapan İzmir'liler Adıyaman'lı ile dalga geçerek sorarlar;
-Adıyaman'lı bu hafta çarşıda ne yaptın?
-Konak meydanında denizi seyrettim.
-Yahu ne diye boklu denizi seyrettin. Kızlara takılsana...
Ertesi hafta Adıyaman'lı Karşıyaka'ya geçer ve yine kız tavlamayı başaramaz. İzmir'liler yine dalga geçerek ''Boklu denizi seyredecegine arkana dönüp apartmanlara baksaydın ya'' derler.
Bu sefer Adıyaman'lı Karşıyaka'ya geçerek apartmanları seyretmeye başlar. O da ne bir bayan el sallıyor. Hemen gider bayanın dairesinin kapısını çalar. Karşısına orta yaşlı üzerinde seksi bi gecelik bulunan bir bayan çıkar.
biraz sohbet ve tanışma faslından sonra bayan sorar;
-Nerede askerlik yapıyorsun_
-Gaziemir'de
-Aa benim oglumda seninle birlikte askerlik yapıyor. Şimdi kız arkadaşıyla sinemaya gittiler, birazdan gelirler. sen haftaya gel, birlikte olalım, der.
Adıyaman'lı bölüge döndügünde İzmir'liler etrafını sararak sorarlar;
-Adıyamanlı bu hafta ne halt ettin?
-Bu hafta ne halt ettigimi bende anlamadım ama haftaya kesin birinizin anasını s.kecegim!



D Ve M
Günlerden bir gün aşk meleği oklarını yanlışlıkla iki kişiye fırlatır.
"Bu ne biçim melek" demeyin olmuş bir kere..
Dünyada en son aşık olması gereken iki zıt karakterdir kahramanlarımız.
bir arada olmaması gereken bu iki karakter aslında ömürleri boyunca acı çekmişlerdir ta ki meleğimiz hayatının en büyük hatasını yapana kadar..
Oklar isimlerinin başharfi D ve M olan iki şanssız karakterimizi yaralamıştır.
O büyük buluşma gününde yarım olan karakterlerimiz D ve M diğer yarısını bulmuştur ancak ortada çok büyük bir problem vardır.
D ve M daha önce hiç hissetmedikleri ve belki başka hiçbir zaman hissedemeyecekleri güzel şeyler hissetmişlerdir ama bunun sonu olmadığından yakınıp durmuşlar bir süre..
İki karakterimizde işini gücünü bırakmış,dünyadan ve sorumlu oldukları insanlardan bihaber inzivaya çekilmişler.
ancak bu sırada dünya birbirine girmiştir,insanlar çıldırmış,dünya sanki tersine dönmüştür sadece D ve M'nin değil tüm insanların hayatı alt üst olmuştur.
Tabii aşkın gözü kördür D ve M'nin bunun farkına varması uzun zaman almıştır bu süre icinde küçük kıyametler kopmuş D ve M ancak dostlarının uyarmasıyla durumun farkına varmışlardır.
Kahramanlarımızdan M'nin gözünün önündeki perdeler kalkıp olayın ciddiyetini fark edince D'ye artık ayrılmaları gerektiğini yoksa sadece ikisinin mutlu olması uğruna birçok insanın hayatının kararacağını anlatmıştır.
ancak, D kabullenememiş, bunun mümkün olmayacağını, onsuz hayatın zindanda yaşamaktan farklı olmayacağını anlatmış durmuştur, fakat M kafasına koymuştur bir kere ayrılmalarının en doğru karar olacağını söylemiş,bırakıp gitmiştir D'yi..
O günden sonra D ve M hiç aramamış, sormamışlar birbirlerini..
ama ne D mutludur ne de M..
İkiside kendilerini görevlerine adamış hep başkaları icin çalışmıştır,ne bir başkasına gönül verebilmişler ne de yaşadıkları o güzel günleri unutabilmişlerdir.
D hiçbir zaman yedirememiştir,anlamamamıştır sevdiğini..
ama gururunu yenipte gidememiştir M'ye..
M hep bu kararın en doğru karar olduğunu düşünmüş ama yürekten inanamamıştır buna sadece öyle yapması gerektiği icin yapmıştır,mutsuzdur ama yapılabilecek başka bir şey yoktur.
O günden sonra D ve M aynı yerde bulunmamak icin çok çabalamışlardır.
Aslında çoğu zaman buluşmuşlar mecburiyetten her buluşmada küçük kıyametler kopmuş,insanlar üzülmüş,ağlamıştır hatta kimi insanın canına mal olmuştur bu buluşma...
Merak ettiniz değilmi bu iki bahtsızın gerçek adını daha fazla meraklandırmayayım sizi.

Duygu ve Mantıktır asıl isimleri..

Dünyada en son bir araya gelmesi gereken iki geçinemeyen sevgili.


Reklamlar

  En Yeniler

 En Çok Okunanlar

 En İyiler

 İstatistikler

İçerik Ara :


Asker Fıkraları,Asker Fıkraları fıkralar,Asker Fıkraları fıkra,Asker Fıkraları,Asker Fıkraları fıkraları,Asker Fıkraları fıkraları oku,Asker Fıkraları hikayesi,Asker Fıkraları hikayeleri,Asker Fıkraları fıkralarını oku,Asker Fıkraları fıkralarına bak