Fıkra Blog

Reklamlar

Reklamlar

Kategoriler

Dost Siteler

Asker Fıkraları


Kadınlar
Hatunların erkekleri avuçlarında oynatmak icin programlanmış bir
toplumsal bilinçaltları var. Bu kurallar her hatuna kadınlık hormonlarıyla
birlikte geçiyor, genetik olarak devam ediyor. Kadın genlerindeki kodların şifrelerini çözdüğünüzde karşınıza çıkan liste şöyle:
1. Asla gerçekten düşündüğün şeyi söyleme. Asla!
2. Her zaman anlaşılmaz ol.
3. aylar evvel tartışılmış bir konuyu gündeme getir,
hır çıkar. Yıllar
evvelki bir olayı gündeme getirerek devam et.
4. Erkeğin her şey icin özür dilemesini sağla.
5. Ağla ve "Hep senin yüzünden" de.
6. Adamın çantasına, elbisesinin cebine, arabasının
torpido gözüne
üzerinde "seni seviyorum" yazan notlar bırak.
7. Erkeğin gözlerinin icine bak sonra bir kahkaha at,
adam ne olduğunu
anlayamasın, bir kahkaha daha at.
8. Ağla.
9. Adam "Güzel gözlerin var" dediğinde "O kadar mı"
diye sor.
10. Her yere ve her şeye geç kal. Adam gecikecek
olursa bas bas bağır.
11. Regl döneminin cinayeti affettici unsur
olabileceğini anlat.
12. "Bilmem anlatabiliyor muyum" de adamın gözlerine
bak, sonra adamın
soyleyeceği her şeye "Anlamamışşın" cevabını ver.
13. Babanın silah koleksiyonundan, abinin kara kuşak
karateci
olduğundan bahset.
14. Ailedeki herkes bana "Prenses" der diye anlat.
15. eski erkek arkadaşının göbeği olmadığını her
fırsatta söyle.
16. Tuvalete gruplar halinde git. Asla yalnız başına
birşey yapma.
17. Bağımsızlık bir zaafiyet işaretidir, anne baba
evinde oturmaya
devam et.
18. Ağla.
19. "Bil bakalım canım ne istiyor" diye sor,
bilemediğinde azarla.
20. Herşeyi dakikası dakikasına planla, sonra asla o
plana uyma.
21. Kız arkadaşlarını eve cağır balkonda avaz avaz
"Kapı açık, arkanı
dön ve çık" diye sarkı söyle.
>
>22. Adamın konuşmasını "E leri açık söyleme" diye kes.
>
>23. "Kilo mu aldım" diye sor, cevabı beklemeden
>tereyağlı ekmeği
>yemeye başla.
>
>24. Ağla.
>
>25. Fıkraların sonunu unut.
>
>26. Sadece arkadaş grubundaki erkeklere merhaba de ve
>onları
>birbirlerine düşür.
>
>27. Adamın giyimine sürekli karış, üç dakikada bir
>"Dik yürü" diye
>uyar.
>
>28. "Neyin var senin" sorusuna "Madem anlamıyorsun ben
>de
>soylemiyorum" cevabını ver.
>
>29. Adamla ilgileniyor gibi görün, o sana ilgi duyduğu
>anda azarla.
>
>30. Bes saniyelik bir sessizlik olduğu anda "Ne
>düşünüyorsun" diye
>sor.
>
>31. Saçlarının uçlarını düzelttirdiğinde, adam
>farketmezse bütün gece
>somurt.
>
>32. İnsanların sürekli kafasını karıştır.
>
>33. "Meclis'te kadın kotası" fikrini aç, bütün gece bu
>konuyu anlat,
>başka konuya geçmek isteyenleri "Maço" ilan et.
>
>34. Ağla.
>
>35. Kızarmış patatesleri erkeğin tabağına koy, bunun bir sevgi gosterisi olduğunu söyle, sonra "sen biraz kilo aldın" de.
36. Tuzluğa bak ve adama "Bu tuzluk sana neyi hatırlatıyor" diye sor.
Adam bilemediğinde "Daha dogru dürüst tanışmıyorduk bile... ben senden tuz istemiştim, tuzluğu verdiğinde küçük parmağın küçük parmağıma değmişti" diye anlat ve "Aramızdaki elektrik bitti" de, tuvalete git.
Döndüğünde masada şampanya yoksa olay çıkar.
37. Ağla.
38. Kulağında kac delik olduğunu sor, bilemezse eski sevgilinin bunlarin hepsini bildiğini anlat.



Geleceğini Biliyordum
Savaşın en kanlı günlerinden biri..

Asker, en iyi arkadaşının biraz ileride kanlar icinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar.

Asker teğmene koştu ve
"Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?.."
Delirdin mi der gibi baktı teğmen...
"Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş... Büyük olasılıkla ölmüştür bile.. kendi hayatını da tehlikeye atma sakın."
Asker ısrar etti ve teğmen
"Peki " dedi. "Git o zaman..."

İnanılması güç bir mucize...

Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü...
birlikte siperin icine yuvarlandılar. Teğmen kanlar icindeki askeri muayene etti...

Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:
"Sana değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez demiştim. Bu zaten ölmüş..."
"Değdi teğmenim" dedi asker...
"Nasıl değdi?" dedi teğmen...
"Bu adam ölmüş görmüyor musun?.."
"Yine de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim icin."

ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:

" Jim!.. Geleceğini biliyordum!.." demişti arkadaşı, "GELECEĞİNİ BİLİYORDUM..."





17 Ağustos 1999 Kocaeli
Yıl 1999 temmuzun 18'inde tanışmıştık.ben teyzemlerin yazın kiraladığı yazlığa gitmiştim hem kuzenimi yalnız bırakmamak icin hem de birazda olsa dinlenmek icin.otobüsten indiğimde nereden bilebilirdim ki yıllar boyunca onu bekleyeceğimi...teyzemlerin yanına gittiğimde hadi hemen giyin ve denize gidelim diye söyleniyorlardı.bende aynen uyguladım bikinimi giydim ve denize indik.ilk günüm olduğu icin kimseyle konuşmak yakınlaşmak istemedim.taa ki onu görene kadar.o kadar insanın icinde dikkatimi çekmeyi başarmıştı.uzun süre bakıştık fakat o gün hiç konuşmadık.zaten gözlerimiz anlatmak istediklerimizi anlatmıştı bile.akşam olduğunda yemeğimizi yedikten sonra kuzenim bana kara burunun güzel ve bir o kadarda özel yerlerini gezdirdi.sonra discoya gittik. tabi içimizde kurt kaynıyor discoya girdiğimizde çok kalabalık bir ortamla karşılaştık.adım atacak kımıldayacak yer yoktu tabiri caizse iğne atacak yer yoktu.daha sonra kuytu bir köşede oturacak bir yer bulduk kendimize.ben etrafımı seyrediyordum gözüm dj kabinine takıldı. o loş ışıların arasında beyaz bir t-shirt giymiş sanki ben buradayım araman gerek yok dercesine bana bakıyordu.öğlen denizde gördüğüm yakışıklıyı bir daha göremeyeceğim diye üzülürken onun ayağına kadar gitmişim haberim yok...burada aynı yerde olduğumuza inanamadım bir ara acaba o mu diye tereddüte düştüm.hem dans ediyor hem de gözlerinden gözlerimi alamıyordum.onun bana baktığına inanamıyordum ama evet o ban bakıyordu. bir ara çok yorulduğumu hissettim ve lavaboya doğru ilerledim.ben o kadar insan icinden ilerleyene kadar o çoktan orada kapının önünde bekliyordu bile.ona doğru yaklaşırken kalp atışlarım daha da hızlandı ve nihayet onun yanındaydım.ya tanışacaktım yada müsaade isteyip lavaboya girecektim.ama onun o güzel gözleriyle bana bakmasına dayanamadım.nihayet tanıştık adının volkan olduğunu ve sezonluk burada çalıştığını öğrendim.çok mutlu olmuştum çünkü buradan ayrılana kadar onu görecektim.ertesi gün öğlen sahilde buluşmak üzere yanından ayrıldım.saatin nasıl geçtiğini anlayamadım bile, eve gidip hemen yattık ama uyu uyuyabilirsen bakalım onu düşünmekten gözüme uyku girmiyordu.yarın onunla konuşacağım konuları tekrar gözden geçirirken uyuyakalmışım ... sabah kalktığımda saat 10:00 olmuştu.hemen kalkıp kahvaltı yapıp aşağıya indim.buluşacağımız vaktin gelmesini bekliyordum sanki bir ömür beklemek gibi geliyordu.ama sadece yarım saat geçmişti. ben güneşlenirken biri güneşimin önüne geçti ve merhaba dedi.onun sesini duyar duymaz ayağa kalktım.bende merhaba dedim. daha sonra yanıma oturdu ve konuşmaya başladık ailesinin Kocaeli'de olduğunu ve buraya çalışmaya geldiğini söyledi bende okula gittiğimi ve yaz tatili icin teyzemlerin yanına geldiğimi söyledim o bir ara iyi ki gelmişsin dedi. ben efendim diyene kadar gülüşmeye başladık.aradan iki gün geçtikten sonra nihayet beklediğim soruyu sordu.erkek arkadaşın var mı? benimle çıkar mısın ? inanamıyordum o güzel gözlüm benimle birlikte olmak istiyordu. ben de teklifini kabul ettim. her dakikamız her saniyemiz birlikte geçiyordu. geceleri teyzemden biraz daha izin alarak sahile iniyorduk.sanki bu zamana kadar konuşacak kimsemiz yokmuş gibi bütün başımızdan geçen acı,tatlı,komik olayları birbirimize heyecanla anlatıyorduk. bu günlerin hiç bitmemesini istiyordum.günler haftalar hep onunla dertleşerek geçiyordu. onu bir an olsun aklımdan çıkaramıyordum.13 Ağustos'da onu evinden aradılar annesinin kalp krizi geçirdiğini ve hemen Kocaeli'ne gelmesini söylediler dünyam yıkılmıştı aşkımdan güzel gözlümden ayrılacaktım ama 2 günde geleceği duygusu beni birazda olsa üzüntümden arındırıyordu.otobüse yer bulamamıştık bende gitmeyi çok istiyordum ama bulunduğum şartlar buna el vermiyordu.ailesini görmesem de her gün kız kardeşiyle telefonda görüşüyorduk.aşkım 15 Ağustosa yer buldu ve gitti.onu uğurlarken sanki bir daha gelemeyecek gibi bir duygu vardı içimde ama etrafımdaki herkes benim sadece ondan ayrıldığım icin böyle düşündüğümü söylüyorlardı.kimse bilemezdi ki ondan tamamen ayrılacağımı... vardığında beni aradı ben bir gün daha gecikeceğim deyince içime garip ama kötü düşünceler yerleşti sanki hissedebiliyordum benden tamamen uzaklaştığını ve bir daha gelemeyeceğini... ve 17 Ağustos Marmara depremi... gece korku dolu rüyalar görerek uyandım.terlemiştim onu aramak istedim ama rahatsız etmekte istemedim hastanedeydi annesi ameliyat olacaktı... keşke arasaydım.kalkıp bir sigara yaktım televizyonu açtım o saatte televizyonda bir şey olmadığını bildiğim halde sanki biri beni televizyona doğru itiyordu ve o korkunç haberi duydum..deprem olmuştu ve birçok ev yerle bir olmuştu.binlerce insan ölmüştü.ama o ölenlerin icinde benim güzel gözlüm olmasın diye dualar ediyordum... telefon hatları kilitlenmişti ulaşamıyordum. kahrolmuştum keşke telefon açıp sesini duysaydım.kendimi hırpalamaktan başka bir şey yapamıyordum ağlamakla sabahı sabah ettim tabi yine ulaşamadım.merakla ondan bir haber bekledim saatlerce ama haber yoktu. herkes beni teselli ediyordu... ama ben sadece onu istiyordum.bekledim... sadece onu bekledim... ondan bir telefon bekledim... ama yoktu ondan bir ses seda çıkmıyordu. tam 2 gün sonra 19 Ağustos günü öğlen 14:30 sıralarında telefonum çaldı. hemen açtım telefondaki ses hiçte yabancı değildi ama o değildi. kız kardeşi telefonda ağlıyordu... depremde volkanı kaybettiklerini ve metin olmamı söyledi.beynimden vurulmuşa dönmüştüm o yoktu artık yanımda güzel gözlüm yanımda değildi.günlerce ondan bir haber beklerken ölüm haberini almıştım hayallerim umutlarım bir anda yol olmuştu.sanki dünyamı onun üstüne kurmuştum o gidince umutsuz sevgisiz hayalsiz bir bedenle ruh gibi dolaşıyordum.

kendimi toparlamam çok geç oldu doktorlar, yatıştırıcılar ama onu unutamadım... ondan sonra kimse hayatıma girmedi...ben onu büyük bir sevinçle beklerken tam tersi olmuştu ve o beni beklemeye başlamıştı.onun yanına gitmeyi çok istemiştim. çok denedim ama nafile başaramadım onu çok özlememe rağmen annemi bırakmak istemedim... şimdi 27 eylül 2003 cuma her gün her saat her yıl aklımda!!! onu unutamadım ve asla unutamam zaten...
şimdi mi ne yapıyorum bir şirkette muhasebeci olarak çalışıyorum...aradan 4 yıl ,1 ay, 10 gün geçmesine rağmen onu unutmanın tersine daha çok bağlanıyorum.içimden bir his sanki en yakın zamanda onun yanına gideceğimi söylüyor... kimse içimdeki sese inanmıyor ama o da beni bekliyor....

ONay TARİHİ : 07.09.2004




Hatıra
Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere, kalp nakli icin ilan vermişlerdi... Canını feda edecek birini arıyorlardı...

Genç kız ise hergün hastahane odasında biraz daha solmaktaydı. Yine yalnızdı odasında, gözü yaşlı, boynu bükük ölümü bekliyordu... Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı... Yinede engel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına, fakir ama onu seven sevgilisi... Hergün aynı şeyleri düşünüyor, anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu..."Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var" demişti delikanlı... Genç kızda zaten başka birşey istemiyordu...Sevgiye muhtaç biri, sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdiki... ama olmamıştı işte, dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi bilmiş, onları ayırmıştı... İşte paranın geçmediği zamanlara gelmişlerdi.. Ne önemi vardı artık? Şu son günlerinde, sevdiği yanında olsa yeterdi...

ayrılıklarından bu yana 5 bitmeyen, çile dolu yıl geçmişti...Her günü zehir, her günü hüsran...ama genç kız hep sevgisini yüreğinde taşımış, kalbini kimseyle paylaşmamıştı. Sevdiğini düşündü işte o an.. Acaba o neler yapmıştı bu kadar sene boyunca.. Kimbilir kiminle evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı... Gözlerinden bir damla yaş daha damladı kurumuş, bitmiş ellerine. Ellerine baktı, bir zamanlar ellerinin, elerini tuttuğunu hayal edip, her gün saatlerce ellerini seyrederdi... En çokta saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş, koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda, kalbine bir ok daha saplanıyordu. Kalbi yine sızlamaya başlamıştı.. Belki sevdiği yanında olsa, kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yaşama... Zaten artık ölüm umrunda değildi genç kızın. Sevdiğinden ayrı yaşamanın ölümden ne farkı vardı ki.. tekrar o geldi aklına... Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık... Gözleri pınar gibi çağlamaya başladı. Sevdiğini son bir kez göremeden ölmek istemiyordu.. Ufakta olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan göçmek istemiyordu... Oysa sevdiği, kimbilir kiminle beraberdi...kendi sevgi dolu kalbinin kimseyle paylaşmayı düşünmemişti bile, ama acaba o paylaşmış mıydı? Onun sevgisini silmiş atmış mıydı acaba kalbinden? İçi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir ağırlık çöktü. Onu düşündükçe her dakikasının zehir olması artık çok daha ağır geliyordu genç kıza... Ölmek istedi, artık yaşamak istemiyordu bu dünyada.. ama sevdiğinden bi hatıra almadan ölmeyeceğine and içmişti. tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belkide sevdiği onu unutmuştu.. Bu düşünceler icinde derinliğe daldı...

birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli icin bir gönüllü bulduklarını müjdeleyecekti. fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı.. bir meleği andıran masum yüzü, sevdiğinin özleminden sırılsıklamdı...
O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı. tekleyen ve görevini yerine getirmeyen kalbi değiştirilmişti. 1 hafta sonra tekrar gözlerini açtı dünyaya genç kız. ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki birşeyler eksikti... Aradan aylar geçmiş genç kız artık iyice iyileşmişti. ama icindeki burukluğu bir türlü atamıyordu. Sevdiği aklına gelince kalbi eskisinden daha çok sızlıyordu.. bir kere, bir kere görebilsem diye mırıldandı... Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor, onu uykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlıyordu... Genç kız bir anlam veremediği bu durumu doktora anlamış, ama ameliyat kolay değil, bir aydan geçer demişti doktor. aylar geçmişti ama hala aynıydı durum. Çiçeklerinin yanına gitti. Hergün onlarla saatlerce dertleşiyor, zaman zaman ağlıyordu onlarla.. En çokta kan kırmızısı gülünü seviyordu. Çünkü kırmızı gülün onun icin yeri apayrı idi. Oda genç kızla beraber gülüyor, onunla beraber ağlıyordu. Onu sevdiği gibi görüyordu genç kız. ve gülünü sevdiğini ilk gördüğünde ona hediye edeceğine dair yemin etmişti. Başka türlü paylaşamazdı gülünü kimseyle...

Kapı çaldı aniden. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa ilişti. Yavaşça eğilip zarfı yerden aldı. birden kalbi deli gibi atmaya başladı. Ne olduğunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardı. Zarfı açtı, icinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi daha hızlı atmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet, onun kokusu vardı. Yılar yılı özlemini çektiği, yanında olabilmek icin canını bile verebileceği sevdiğinin kokusu vardı mektupta.. Başı dönmeye başladı. Koltuğuna geçip oturdu yavaşça...Kağıdı açtı. ve elleri titreyerek okumaya başladı.

"Sevgilim, senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe 2 sevginin sığmayacağını bildiğimden dolayı, ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye bakabildim... Her günüm diğerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin dahada artıyordu.. Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden dahada hüzünlüydü. Yazdım, okudum, ağladım... Hergün yazdım, her gün okudum, senelerce ağladım... Her gece seni düşündüm sabahlara kadar, her gece senin yanında olmayı istedim. ve her gece sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim kendime, sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım... ve bir gün herşeyi değiştirecek bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı değerlendirmeyip, kendime haksızlık edemezdim... ve değerlendirdim... senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum diye.. ama tam tersi oldu. seni daha çok özlüyorum artık... senden çok uzaklardayım belki, ama yinede seni görmek icin uzaklardan gelebiliyorum. Hemde her gece... seni seviyor, seyrediyor ve eğilip sen uyurken yanağına bir öpücük konduruyorum.. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun, geldiğimi bildiğimi sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın birbirimizi sevmemizin 6. senesi... Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına, yarında sen gel olur mu sevgilim.. Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettiğim, kalbime iyi bak olur mu? Çünkü gözyaşlarımla, adını yazdım ona...seni senden bile çok seven bir sevgi var kalbinin icinde... Unutma, kırmızı gülüde unutma olur mu??... seni Seviyorum, Yanıma Gelinceye Kadarda Seveceğim...
Sevgilin...."



Bu Kadar Sevebilir Misiniz?
bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek icin, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı icin o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek icin, her sabah erkenden evlerinden
çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf
ettiler bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz,bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı icin yada tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... tek
eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "senin icin ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam: "Hayır, ben senin icin ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı.. Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika
bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam
Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları icinde
kucaklaştılar havaalanında. fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu
fark etti kadın. eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu
neşelendirmek icin, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç
beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. sen en iyisi o evi unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi icin yalvardı adama, "senin icin ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."

"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması icin dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor" dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl
Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. seni kendinden uzaklaştırmak icin, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev
tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "seni çok sevdim", "seni sevmekten
hiç vazgeçmedim", "senin icin ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "fakat benim icin ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "benim icin yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla
kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."

ONay TARİHİ : 05.09.2004




Hortum
Yaşlı Fred, hastaneye kaldırılmış.Yoğun bakımda. Ailesi, aile papazını da kendilerine eşlik etmesi ve gereği halinde görevini yapması icin çağırmış.
Papaz ve aile efradı yatağın etrafında beklerken,
Fred'in durumu aniden kötüleşmiş. Yatağından yarı doğrularak,
el işaretleri ile yazacak bir şeyler istemiş.
Papaz, anlayışlı bir şekilde, Fred'e bir kağıt ve bir kalem uzatmış.
Titreyen ellerle hızlı hızlı kağıda bir şeyler yazıp kağıdı papaza
uzatmış ve aniden ölmüş. Papaz, böyle acılı bir anda kağıttakileri
okumanın doğru olmayacağını düşünerek kağıdı cebine sokmuş.
birkaç gün sonra, Fred'in cenazesi sırasında, Fred'in verdiği
kağıdın cebinde olduğunu hatırlamış. Cenazenin gömülmesinden hemen önce,
Papaz ileri çıkarak: "Sevgili Fred, ölmeden hemen önce benden kağıt
isteyerek bir şeyler yazdı. Zamanı uygun olmadığı icin o anda
bakmadım fakat şimdi, hepinizin önünde bu notu okumak istiyorum"
demiş ve cebinden kağıdı çıkararak yüksek sesle okumuş:
"Lütfen bir adım sola çekil. Oksijen hortumuma basıyorsun"



Omo
BİR KIZIN DRAMI
bu olay, Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü 1993 yılında bitiren Dilek isimli bir kızın başından geçmiş gerçek bir hikayedir!!
(Böyle anlatılıyor, soyadı yok)
Dilek bir gün okuldan çıkmış, durakta minibüs bekliyormuş. Yalnız korkunç
yağmur yağıyormuş bu arada.
Kızın önüne bir araba yanaşmış. İyi giyimli, temiz yüzlü bir genç, "yanlış
anlamayın n'olur.
ben de yakın zamana kadar öğrenciydim. Islanmayın, gelin ben sizi uygun bi
yere kadar bırakayım" demiş.
Dilek, başta biraz tereddüt etmiş ama çocuğun iyi niyetine inanmış ve
arabaya binmiş.Yolda sohbet filan etmişler.Hoşlanmışlar birbirlerinden.
Çocuk, "lütfen izin verin sizi evinize bırakayım. Bakın yağmur da iyice hızlandı"
demiş, Dilek kabul etmiş tabii. Sohbet iyice koyulaşmış.
Kızın evine gelmişler, bu arada telefon değiş tokuşu yapmayı da ihmal etmemişler.
Dilek çok etkilenmiş çocuktan. O hafta her telefon çaldığında yüreği hop
etmiş, "ay benimki mi arıyor?" diye telefona koşmuş.
ama arayan olmamış maalesef.
Dilek yüzünü kızartıp çocuğu aramaya karar vermiş, "Belki numaramı
kaybetmiştir, n'olucak ki ben arasam"
deyip kandırmış kendini.Telefonu ağlamaklı bi kadın sesi açmış.
Meğer teyze, bizim çocuğun annesiymiş ve hıçkıra hıçkıra, oğlunun trafik
kazasında öldüğünü söylemiş.
Anlattıklarından Dilek anlamış ki, çocuk onu bıraktıktan 5 dakika sonra yapmış kazayı.
"Keşke eve bırakmasaydı. benim bunun sorumlusu" diyerek hemen kendini suçlamaya başlamış.
Suçluluk duygusundan kurtulmak icin teyzeden adresi almış, "En azından
başsağlığına gideyim bari" diye düşünmüş.
Ziyaret ağlamaklı ve de yaşlı geçmis. ayrılma vakti geldiğinde iyice havaya
giren kız, "Bana oğlunuzdan bi hatıra verir misiniz?
Onu gerçekten çok sevmiştim" demiş.
bunun üzerine anne içeriye gitmiş, döndüğünde elinde çocuğun kaza günü
üzerinde olan gömlek varmış.
Üstelik de hala kanlar icindeymiş gömlek.
Dilek çok kötü olmuş, gömleğin niye saklandığı! ve niye ona verildiği
anlamsızlığına rağmen yine de kadını kıramayıp almış kanlı gömleği.
ama eve gelir gelmez ilk işi gömleği yıkayıp ütülemek olmuş.
Bütün gece gömleğe baka baka, ağlamış. Sürekli de, "Onu ben öldürdüm, onu
ben öldürdüm" diye tekrar ediyormuş kendi kendine.
Artık ağlamaktan bitap düştüğünde gömleği yastığının altına koymuş ve yatmış.
Sabah uyandığında kendini daha iyi hissediyormuş.
ama yastığı kaldırdığında bir de görmüş ki gömlek yine kanlar
icinde. İnanamamış bu duruma.
"Herhalde dün o kafayla iyi yıkayamadım" diyerek yeniden yıkamış gömleği.
ama ertesi sabah da hiç bi değişiklik yokmuş gömlekte, yine kanlar icindeymiş.
bunun üzerine Dilek girdiği ruhsal çöküntünün de etkisiyle bir hocaya gitmeye karar vermiş.
Çünkü başına gelen olayı mantıksal olarak bir türlü açıklayamıyormuş.
Çevresinden edindiği bilgiyle değerli bir insan olan Rıza hocayı bulup olayı başından sonuna anlatmış.
Rıza hoca uzun uzun dualar okuduktan sonra Dilek'e gömleği neyle yıkadığını sormuş.
Dilek de tam iki kez deterjanla yıkadığını, ilk başta gömleğin
temizlendiğini fakat sabah tekrar kanlar icinde olduğunu ağlayarak anlatmış.
Bunu duyan Rıza hocanın gözleri faltaşı gibi açılmış ve ellerini Dileğin
kafasına dokundurarak sorunun çözümünü söylemiş :
"A benim salak kızım, hiç normal deterjanla kan lekesi çıkar mı? Hem renkli
hem de renksiz çamaşırlarında OMO kullanmalısın!"



Cd Hikayesi
Daha henüz 18 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmıştı. Kahır icinde eve kapamıştı kendini...Sokağa çıkmıyordu. Annesi, bir de kendisi... O kadardı bütün hayatı... bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa, bir yığın vitrinin önünden geçti. tam bir CD satan dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar. Hani ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte. İçeri girdi. Kız gülümseyerek koştu ona:
-"size nasıl yardım edebilirim?"
diye... Nasıl bir gülümsemeydi o, Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı kekeledi, geveledi, sonra
-"Evet" diyebildi.
Rastgele bir plağı işaret ederek...
-"Evet.. Su CD'yi bana sarar mısınız?.."
Kız CD'yi aldı, içeri gitti. Az sonra paket edilmiş geri geldi. Aldı paketi, çıktı dükkandan, evine döndü, açmadan dolabına attı.. Ertesi sabah gene gitti aynı dükkana.. Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba, gene açmadan.. Günler hep alınıp sardırılan CD'lerle geçti.. Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda, Annesi:
-"Git konuş oğlum, ne var bunda?"
dedi. Ertesi sabah bütün cesaretini topladı. Erkenden dükkana gitti. bir CD seçti. Kız gülerek aldı plağı. Arkaya gitti, paketlemeye. Kız içerdeyken bir kağıda
-"sizinle bir gece çıkabilir miyiz?"
diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice.. Sonra paketini alıp kaçtı gene dükkandan.. İki gün sonra evin telefonu çaldı. Anne açtı telefonu, CD Dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan. Delikanlıyı istedi.. Notunu yeni bulmuştu da.. Anne ağlıyordu..
-"Duymadınız mı?" dedi.. "Dün kaybettik oğlumu.."
Cenazeden birkaç gün sonra, anne oğlunun odasına girebildi sonunda.. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı.. Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü.. Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı.. İçinde bir CD vardı, bir de minik not;
-"Merhaba.. sizi öyle tatlı buldum ki.. Daha yakından tanımak istiyorum.. bir akşam birlikte çıkalım mı?
-"Sevgiler Jacelyn!."
Anne bir paketi daha açtı.. Onda da bir CD ve bir not vardı;
-"siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık..
-"Sevgiler Jacelyn!.."




İşler
Iki otomobil galerisi sahibi dertlesmektedirler.

bir ara biri:
- Isler öyle kötü ki, sorma. Su siralar en azindan bir araba satamazsam, popomu satmak zorunda kalacagim.
Yaninda oturan ve bu sözleri isiten sarisin dilberden özür diler.

bunun üzerine sarisin:
- Bos verin canim. Neler hissettiginizi anliyorum. bizim isler de kötü. Su siralar ben de popomu satamazsam, arabami satmak zorunda kalacagim.



Öğrencinin Sözlüğü
Atmak : Ders anlatmak
Asmak : Sözlü günü yapılan gezi
Cesur : Kopya çeken kimse
Çöp Kutusu : Basket potası
Dalga Geçme : Ders dinleme
Disiplin : Öğretmenin kozu
Esnemek : Ders esnasında ortaya çıkan bulaşıcı hastalık
Felç : Karnenin alınmasıyla baş gösteren hastalık
Gardiyan : Nöbetçi öğretmen
Hastalık : Mazeret
Hayır Sever : Kopya veren
Okul : Hapishane
İnekleme : Çok ders çalışma
Karne : Loto Kuponu
Şaşkın : yeni öğrenci
Tebeşir : Cephane
Komedi : Yazılıların açıklanması
veli : Ara karneden bile haberi olmayan gariban
Çıkış Zili : Can kurtaran
Sözlü : Ecel teri,mizan terazisi
Not Defteri : Loto kağıdı
Öğrenci : Hilkat garibesi,zavallı
Öğretmen : Ahiret sualcisi
Sınıf : Muhabbethane
Ödev : Angarya
Sınıf Geçmek : Tahayyül
Sınıfta Kalmak : Küme düşmek
Teneffüs : Kudurma saati
Giriş Zili : Cenaze marşı
Masal : Anlatılan ders
Enflasyon : Notların öğretmen tarafından düşürülmesi
Devalüasyon : Öğretmenlerin kolay sorarak başarı oranını yükseltmeleri
Vaka-ı Vakvak : İyi bekleyip düşük alan öğrencilerin sözleri
İstenmeyen Gün : Pazartesi
İstenen Gün : Cuma
En İyi Haber : Hoca Yok, ders boş, vallaha...



Reklamlar

  En Yeniler

 En Çok Okunanlar

 En İyiler

 İstatistikler

İçerik Ara :


Asker Fıkraları,Asker Fıkraları fıkralar,Asker Fıkraları fıkra,Asker Fıkraları,Asker Fıkraları fıkraları,Asker Fıkraları fıkraları oku,Asker Fıkraları hikayesi,Asker Fıkraları hikayeleri,Asker Fıkraları fıkralarını oku,Asker Fıkraları fıkralarına bak