Reklamlar
|
|
|
Reklamlar
|
|
|
Kategoriler
|
|
Dost Siteler
|
|
Kayserili
|
|
|
|
OSMANLI KADINI |
Anadolu’da Osmanlı diye tabir edilen kadınlarımızdan biri ilçemize
bağlı Ganişeyh köyünde aile içerisindeki otoriteyi eline almış. Bu anamız sadece otoriteyi değil parayı da eline almış. bir gün beyine 10 lira para vererek Akkışla’ya gidip bozdurmasını tembih etmiş.
O da Akkışla’ya gelerek parayı bozması icin bakkala uzatmış. 10 lirayı alan bakkaldaki kişi 7,5 lira vererek amcayı göndermiş. Amca köye gittiğinde parayı karısına vermiş. Karısı parayı sayıp 2,5 liranın eksik olduğunu görmüş ve paranın 2,5 lirasını ne yaptığını sormuş. Ana Osmanlı da baba Osmanlı değil mi! O da hemen cevabı vermiş:
-Hey avradını ... kızı elin adamı parayı bedavaya mı bozacak.
|
|
|
ÇANAĞIN MARİFETİ |
Ticarette ün yapmış Kayserili iş adamlarımızın yurt icinde olduğu
gibi dünyada da ünü duyulur. Bunu duyan İsrailli bir esnaf :
-Bu nasıl olur, dünyada ticarette bizim üzerimize insan yoktur.
bunun icin Kayseri’ye gelir. tam çarşı ortasında yürürken eski bir bakkalın önünde bir kedi bir çanaktan karnını doyuruyor.
İsrailli bir çanağa bakar, bir de kediye. Çanak çok pahalı antika bir tas. Hemen, Kayseriliyi bir kandırayım diye düşünür:
- Efendim şu kediyi bana satar mısın?
- Satarım.
İsrailli kediyi alır. fakat gözü çanaktadır. biraz gezer dolaşır:
-Efendim bu kedi bu çanaktan yemeye alışkın. Ne olur şu çanağı da verin, der.
Kayserili:
-Efendi ben o çanağın yüzü suyu hürmetinde günde 20 tane kedi satarım, der.
|
|
|
TANRI ULUDUR, TANRI ULUDUR |
Camikebir Mahallesinde Cin Padişahı namıyla bilinen merhum Mustafa Bediz, Camikebir’de müezzinlik yapmaktadır. Caminin biraz yakınında Sadilerin Kayanın altında da kendisinin bahçesi vardır. O devirde de ezan Türkçe okunuyor.
Padişah Emmi, minareye çıkar vaktin ezanını okumaya başlar:
-Tanrı uludur, Tanrı uludur!
Bu arada gözü bahçeye ilişir ki başıboş hayvanlar bahçesinde dolaşıyor. Bu durumu karısı Nazile Hanım’a duyurmak icin ezanın devamını şöyle getirir:
-Nazile gedene (bahçe) hayvanla doludur!
|
|
|
BU RENK, BU GÜN OLMASIN |
Develi’de yaşayan Seyrani Babanın ineği ölür. Niğde’deki ahbabı
Kuddisi babaya mektup yazar. “Kardeşim çocukların ineği öldü, bana bir inek bul. Yalnız sarı olmasın, kırmızı, siyah v.b. bütün renkleri sayarak zikredilen renklerden olmasın” der. Kuddisi Baba mektuba bir göz atarak cevap yazmaya başlar. “Dostum istediğin ineği buldum.
Almaya Pazartesi gelme, Salı gelme, bütün günleri sayarak bu günlerde gelme” der. Seyrani Baba mektubu alır bakar, haftanın bütün günlerinde gelme diyor. Seyrani Baba düşünür ne zaman gitsem diye. Hemen zekasını kullanarak bayram günü gider. Kuddisi Baba:
-Neden bugün geldin, bugün Salı, der.
Seyrani Baba:
-O zaman yola çıkalım gelene gidene soralım bugün ne?
Yola çıkmışlar gelene gidene sormuşlar. Herkes bugün bayram demiş. Böylelikle Seyrani baba iddiasında haklı çıkmış.
|
|
|
BU KÖR ATIŞI DEĞİL |
bir gün padişah hazretleri tebdili kıyafet olarak İncili Çavuş ile
beraber yürüyerek gezmeye çıkmış, dolaştıkları sırada iki gözü âmâ bir dilenciye tesadüf eylemişlerdir. Padişah İnciliye bununla eğlenmesini emretmiş. Çavuş derhal bunun karşısına gidip kendisini de âmâymış gibi göğüs göğse dilenciye çarpmış. Dilenci:
-ben körüm sen de mi körsün?
-Evet ben de körüm.
-Öyleyse arkadaşız. Haydi beraber gidelim.
İncili kör dilenciyle beraber yavaş yavaş yürümeye başlamış. biraz yürüdükten sonra:
-Arkadaş, hayır sahibi biri bugün bana para verdi. fakat bu paranın kaç lira olduğunu fark edemedim. İşte bak, diyerek kör dilenciye bir altın vermiş. Dilenci bunu elinde yoklayıp altın olduğunu anlayınca hiç ses çıkarmayarak bir tarafa sıvışmış. bir iki dakika bekledikten sonra İncili:
-Yahu arkadaş neredesin?
....
-Canım ne oldun, nereye gittin?
.....
O sırada ama dilenci duvarın dibine sinerek âmâ zannettiği diğer dilencinin oradan gitmesini beklemiş. İncili yerden bir taş alarak:
-Yarabbi paramı alıp kaçan körün başına bu taşı getir, diye bağırarak taşı atmış. Tabii ki dilencinin başına gelerek acıtmışsa da bunun bir tesadüf eseri olduğuna şüphe etmeyen dilenci hemen olduğu yerden biraz öteye gitmiş. İncili diğer bir taşı alarak:
-Yarabbi bu taşı paramı alıp emanete ihanet eden körün omzuna rast getir,
Diyerek taşı atmış ve bu defa da omzuna vurmuş. Kör biraz daha öteye gidip sinmiş. İncili tekrar bir taş alıp:
-Yarabbi sen sırları ve gizlileri bilirsin. Bu taşı altınımı alanın sağ ayağına rast getir,
Diyerek atmış ve taş da herifin sağ ayağına düşerek canını yakmışsa da yine ses çıkarmamış. İncili tekrara bir taş alarak:
-Yarabbi bu taşı o hırsızın göğsüne rast getir,
Diyerek atmış ve taş söylediği gibi göğsüne vurmuş olduğundan kör bağırmış:
-Gel arkadaş gel de paranı al. Zira bu taşlar kör taşına benzemiyor.
Bunu biraz ötede durup seyretmekte olan padişah hazretleri kör dilencinin durumunu, hareketlerini gördükçe pek çok gülmüş ve ondan sonra dilenciye bir kese altın vererek hatırını almıştır.
|
|
|
GÜZEL BİR CEVAP |
İncili Çavuş birkaç sene padişahın hizmetinde bulunduktan sonra
izin alarak memleketine gitmiş. Orada o zamanlar Müslim adı verilen kaza kaymakamının zalim, cahil, kibirli, yıkıcı bir adam olup halka türlü türlü işkence ve mezalim ile soymakta, kasıp kavurmakta olduğunu görmüş. bir gün ziyaretine gelmiş olan o yerin itibarlıları ve ileri gelenlerine:
-Bu zalim icin neden valiye şikayet edip yenilenmesi ve değiştirilmesi hususunda çalışmıyorsunuz?
Diye sormuş, onlar da:
-Efendim faydası yoktur. Çünkü Müslim, valinin çok sevdiği bir adamdır. Ne kadar şikayet etsek dinlemeyecek, o da benden şikayet ettiler diye zulmünü arttıracaktır.
Cevabını vermişler. İncili:
-Böyle susup oturmak olmaz. Herhalde bir teşebbüs lazımdır. Bana kalırsa yarın bir kaçımız birleşerek vilayet merkezine gidip paşaya durumu etraflıca anlatalım, şikayet edelim olmazsa İstanbul’a şikayetlerimizi arz edelim.
Belde ileri gelenleri buna muvafakat etmişler ve ertesi gün İncili ile birlikte 4-5 kişi vilayet merkezine gitmişler. Müslim bunların gittiklerini öğrenince durumu derhal valiye yazı ile bildirmiş, şikayetlerine önem verilmemesine arz etmiş. İncili ve arkadaşları vilayet merkezine vardıklarının ertesi günü doğruca valinin ziyaretine gitmişler. Vali misafirlerini huzuruna kabul edip hürmet ve iltifat göstermiş:
-Müslim ne haldedir. İnşallah rahat ve afiyettedir, kendisini pek severim. Çünkü doğru, muktedir, faal, adil bir zattır. Orada bulunduğu iki sene zarfında kazanıza büyük hizmetler yaptığına eminim demiş. İncilinin arkadaşları valinin bu sözlerine karşı:
-Efendim yanılıyorsunuz, bu adam zalim, cahil ve yıkıcı bir adamdır, demeye cesaret edememişler ve şaşırıp kalmışlarsa da İncili heyet adına derhal söze başlayarak:
-Evet efendim, Müslim buyurduğunuz gibi hatta daha fazla bile iktidarlı ve doğru bir zattır. kendisinden bütün kazamız halkı son derece memnundurlar. 2 seneden beri memleketimizde cidden hizmete muvaffak oldular. bizde özellikle adı geçenden dolayı size teşekküre geldik. ancak şu hususu düşünüyoruz ki Osmanlı memleketi yalnız bizim kazadan ibaret değildir. Her yer adalete, ıslaha, ilerlemeye, hizmete muhtaçtır. Bu zatın iktidar ve meziyetlerinden iki senedir kazamız istifade etti. Şimdilik bu kadar istifade yeter ve diğer kazalardaki ahali kardeşlerimiz olduğundan onların da istifade etmelerini cidden arzu ediyoruz. bununla beraber gayretli ve doğru Müslim diğer bir kazaya nakletmenizi rica ederiz, cevabını vermiş, bu cevaba karşı paşa gülerek:
Müslim’i diğer bir mahalle nakil ve havale ile o kazanın başından bu belayı kaldırmıştır.
|
|
|
AMAN DÜŞMANIN TOPU DA VARMIŞ |
Halen şehrimizde olduğu gibi eski zamanlardan beri her semtte bir
mahalle kahvesi vardı. fakat o zamanlar bu kahvehanelere şimdiki gibi çoluk çocuk toplanıp tavla, iskambil, v.s. ile vakit öldürmezlerdi. O mahallenin ihtiyarları aklı başında bulunanları mahallenin özelliklerine dair görüşmeler yaparlar veya fıkralar, hikayeler anlatarak vakit geçirirlerdi. İşte bu kahvehanelerden birisi de Yerebatan mahallesindeydi. İncili Çavuş o mahallede oturduğundan ara sıra akşamları, bazen sabahları dost sohbetlerine katılırdı. Adı geçen kahvehaneye devam edenler arasında birkaç tane ihtiyar, afyonkeş tiryaki vardı. Bunlar sabahtan akşama kadar kahvenin bir köşesini işgal ile orada mangalı önlerine alarak dünya haberlerini, siyasetleri tenkitle saçma sapan bir şekilde meşgul olurlar diğer devam edenleri taciz ederlerdi.
bir gün kahveci bunlardan şikayet etmiş ve başından defedebilmek icin bir çare bulamadığını söylemiş. İncili, eğer müsaade ederse ertesi gün onları bir daha kahveye gelip herkesi rahatsız etmekten vazgeçireceğini söyleyince kahveci sevinerek kabul etmiş. Ertesi gün İncili, sabah erkenden bir okka iri Bursa kestanesi almış, mangala koydurmuş. O sırada tiryakiler birer birer gelerek mangalın etrafına toplanmışlar. Adetleri üzere öteberi konuşmaya başlamışlar. O esnada içlerinden biri muhaberelerden, zapt olunan kalelerden bahis açarak:
-Efendim, askerler filan kaleyi fethettik diye övünürler. Sanki bu da bir işmiş, kaleyi almaktan kolay ne olur? (Eline maşayı alarak) mesela işte şu mangal kale, şu maşa da merdiven. Kalenin yanına gelir, şöylece merdiveni duvara dayarsınız. (Maşayı mangalın kenarına dayayarak) Şöylece basamaklarına birer birer basarak yukarı çıkarsınız. İşte zapt olundu. Bu da bir şey mi?
Diğerleri:
-Hay hay öyle ya. Merdivenlerden çıkıver, içeri giriver. Oldu bitti.
tam o sırada önceden İncili Çavuş tarafından ateş altına dizilmiş olan kestaneler birer birer patlamaya başlayınca yutmuş oldukları afyonun tesiriyle fena halde ürkmüş, arkası üstü devrilmiş olan tiryakiler hep bir ağızdan:
-Aaaa! Düşmanın topu da varmış
diye bağırmışlar. bir yaylım ateşi karşısında kalmışlar gibi yattıkları yerden kalkmaya cesaret edemeyerek aralarında:
-Yahu Ahmet Efendi yaralanmış!
-ben pek iyi bilemiyorum amma galiba yaralı değilim.
-siz Hüseyin Efendi ne haldesiniz?
-ben de yaralı değilim amma fena halde ürktüm.
Gibi söz alışverişi ettikten sonra güçlükle kalkıp oturmuşlar ve o günden sonra mangalın etrafına toplanıp herkesi rahatsız etmekten vazgeçmişler.
|
|
|
KABAHAT SİZDE |
bir gün padişah hazretleri İncili Çavuşa bir altın saat ihsan eder ve:
- Bunu benim yadigarım olarak muhafaza et, diye emir eyler.
İncili eve gelip saati dolaba koyar. birkaç gün sonra dolapta saati göremeyince aşırıldığını anlar. Hizmetçiyi sıkıştırır. saati çalıp bir dükkancıya sattığını bildirirse de dükkancı hemen inkar ile saati geri vermez. İncili biraz da boşboğaz olduğundan bu olayı bir türlü gizleyemeyerek saraydan herkese anlatır. fakat:
-Bana efendimiz yadigar olmak üzere muhafaza et buyurdular, sakın duymasın bana gücenir, demeyi de unutmaz.
Muziplerden biri durumu padişaha arz ile İncilinin saatin çalındığından efendimiz haberdar olmasın diye yalvardığını pek ziyade korktuğunu haber verir. Ertesi gün İncili huzura girince padişah birden bire sorar:
-İncili, geçen gün benim verdiğim saati çaldırdın mı?
Padişahın bundan haberi olmadığını zannetmekte olduğundan birden bire sorulan bu soru üzerine şaşalarsa da kendini toparlayarak:
-Evet efendim çaldılar.
-ben sana bunu muhafaza et diye söylemedim mi?
-Söylediniz efendim.
-O halde nicin muhafaza etmeyip çaldırdın?
-Efendim bunda kabahat benim değil sizindir.
-Nicin kabahat benim olsun?
-Efendim, siz bana çalınır saat vereceğinize çalar saat ihsan buyursaydınız çalınmazdı.
Bu cevap padişahın hoşuna gider ve derhal gayet kıymetli çalar bir saat ihsan eder.
|
|
|
Çiftçi |
İki tane çiftçi, biri Adanalı, diğeri Kayserili, sohbet ederken, tabi haliyle zenginlikleriyle övunecekler... Adanalı başlamış : -bizim orda sabah günes doğmadan biniyoruz arabaya, akşam oluyo biz hala çiftliğin öteki ucuna yetişemiyoz, demiş... Kayserili de demiş ki : -Yav bizim de vardı öyle bir arabamız ama geçenlerde satıp yeni modelini aldık....
|
|
|
Coğrafya |
Bölük komutani > nu denetliyordu. Hasana sordu: - Oglum, dünya kac parcadir? - Bes parcadir komutanim. - Say bakalim. - Avrupa, Asya, amasya, Tosya, Okyanusya. - sen nerelisin? - Kayseriliyim, komutanim. - Su haritada Kayseriyi göster bakalim. Hasan Kastamonuyu isaret edince: - Oglum, orasi Kastamonu. - Kayserinin bir mahallesi sayilir, komutanim.
|
|
|
|
|
Reklamlar
|
|
|
En Yeniler
|
|
En Çok Okunanlar
|
|
En İyiler
|
|
İstatistikler
|
|