Nasreddin Hoca
|
|
|
|
Ben Uyuyorum |
bir gün Nasreddin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış.Gece yarısı arkadaşı sormuş :
-Hocam, uyudunuz mu?
-Buyurun birşey mi var?
-biraz borç para isteyeyim demiştim.
Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp :
-ben uyuyorum! demiş.
|
|
|
Hocanın Eşeği |
Hoca eşeğini pazara götürüp satmak ister. bir müşteri çıkar. Eşeğin yaşını anlamak icin dişine bakacak olur. Eşek onun elini ısırır. Adam söylenerek çeker gider. Başka bir müşteri de kuyruğunu kaldıracak olur. Kaba etine bir çifte yer. O da kızar ve topallayarak oradan uzaklaşır. onları gören biri der ki:
- Hocam, bu eşeği kimse almaz. Baksanıza, önüne geleni ısırıyor, tekmeliyor.
Hoca şöyle cevap verir:
- Zaten ben de onu pazara satmak icin getirmedim. İnsanlar görsünler de benim neler çektiğimi anlasınlar diye getirdim.
|
|
|
Isıtda İçelim |
Nasreddin hoca kahveye çay içmeye gitmiş
Çaycıya : soğuk çay varmı demiş ?
çaycıda yok sıcak var demiş
nasreddin hoca aradan 5-10 dakika geçince yine gelmiş aynı soruyu yine sormuş Derken...
böyle muhabbet sürmüş. Sonra çaycı nasreddin hocanın geleceğini tekrar hesaba katarak çayı dolaba koymuş.Hoca tekrar gelmiş.Soğuk çay varmı? demiş. Çaycı var diyip hocaya bi bardak çay vermiş ardından nasredin hoca çay gelince ''Isıtda İçelim'' demiş....
|
|
|
Timur'un Hediyesi |
Aksak Timur, Nasreddin Hocanın köyüne uğrar.Köylü padişahı layıkıyla ağırlar.
Padişah da giderken bu konukseverliğe karşılık; "Köyünüze bir fil hediyem olsun" der ve gider.Fil bu zamanla bağ bahçe koymaz her yanı talan eder.Köylü ne yapsın çaresiz padişahın hediyesi diye ses çıkaramaz.Hocaya:
-Hocam perişan olduk bizi kurtar.biz bu file bişey yapsak padişah kellemizi alır derler.Hoca:
-benimle gelin padişaha durumu arz edeyim der.Köylüyü arkasına alır huzura çıkar.Timur:
-Hoca niye geldin? Filim nasıl? diye sorar.Hoca:
-Padişahım bu filiniz derken bi bakar korkudan arkasında kimse kalmamış herkes kaçmış.Padişah:
-Eeeee ne olmuş file? Hoca:
-Padişahım hediyeniz olan filden çok memnun kaldık.Yalnız kalıyor bir tane daha istiyoruz.
|
|
|
Halim Ne Olurdu? |
Nasrettin Hoca bir gün köyden şehre giderken yorulmuş tarlanın kenarındaki Ceviz ağacının altında dinleneyim demiş.Şöyle bir etrafına bakınıp ağacın altına uzanmış. ve şöyle düşünmüş: "Ey Allah'ım gücüne sual olmaz amma,incecik kabak sapında kocaman kabak var, koskocaman ağaçta küçücük ceviz var, bu nasıl iş", deyip uykuya dalmış. Ağaçtan bir ceviz hocanın kafasına düşüvermiş.ve kafada ceviz büyüklüğünde bir şiş olmuş. Hoca hiddetle uyanmış ve: "Yarabbi sen en iyisini bilirsin" demiş. "Şimdi o kabak ağaçta olsaydı benim halim ne olurdu"
|
|
|
Beş Parmak |
Nasrettin Hoca, birgün yemek yerken biri sorar: "Neden 5 parmağınla yiyorsun". Hoca da: "6 parmağım olmadığı icin.".
|
|
|
Kırk Akçelik Balta |
Nasreddin Hoca evine sık, sık ciğer getirdiği halde bir türlü onları yemek kendisine nasip olmaz. Her seferinde hanımı : - Kahrolası kedi ciğeri yedi. - Hınzır hayvan ciğeri yemiş. - Canı çıkasıca sarman kedi ciğeri aşırmış, diye bahaneler uyduruyormuş. bir gün dayanamamış Hoca. Hemen bir kenarda duran baltayı kapıp, mutfak dolabına yerleştirmiş. Hanımı: - Ne yapıyorsun Hoca demiş, baltanın dolapta işi ne? Hoca cevap vermiş: - Hanım hanım, sen bizim kediyi hâlâ tanıyamamışsın. Üç akçelik ciğere tenezzül eden hayvan kırk akçelik baltayı bırakır mı sanıyorsun?.
|
|
|
Düşünen Hindi |
Küçük bir papağanın onbeş altına satıldığını gören Nasreddin Hoca, bir koşuda evine gidip kümesteki hindisini tutmuş. Apar topar pazara götürüp başlamış bağırmaya : - Satılık hindii.... Satılık hindii.... Yirmi altına satılık hindi ! Şaşırmış pazardakiler. - Yahu hocam demişler. bir hindinin yirmi altın ettiği nerde görülmüş. - Ne olmuş diye çıkışmış Hoca. Demin bir kuşu onbeş altına sattılar. - ama o papağandı demişler. Tıpkı insan gibi konuşuyor o. - olsun demiş Nasreddin Hoca. O konuşuyorsa bu da düşünür !
|
|
|
Testiyi Kırmadan Önce |
Nasreddin Hoca oğlunun eline bir testi tutuşturup çeşmeden su getirmesini istemiş. Çocuk dışarı çıkarken de ensesine bir tokat atıp : - Testiyi kırma ha ! diye öğüt vermiş . Bunu gören komşulardan biri : - Yahu Hocam demiş, henüz testiyi kırmadan niye dövüyorsun yavrucağızı ? Hoca cevap vermiş : - Testiyi kırdıktan sonra neye yarar be birader !
|
|
|
Yemeğin Buğusuna Akçenin Sesi |
Nasreddin Hoca Akşehir'de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış. birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakir. Aşçı sözü almış : - Hocam demiş, ben bu adamdan davacıyım. Dükkanın önünde fasulye pişiriyordum. Tencerenin kenarından buğusu çıkıyordu yemeğin. Bu adam elinde somunla geldi. Kopardığı lokmaları yemeğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya. Nihayet koca bir ekmeği bitirdi. Ondan fasulye buğusunun parasını istedim, vermedi. Nasreddin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp : - Doğru mu bunlar ? diye sormuş. - Evet, demiş fakir adam. - Öyleyse para kesesini çıkar bakalım. Zavallı fakir kadı efendiye karşı gelememiş. İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Hoca' ya uzatmış. Bu sefer aşçıyı çağırmış yanına. Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlamış. Sonra da : - Haydi demiş aldın işte alacağını. Aşçı : - Nasıl olur ? diye şaşkınlığını belli etmiş. Paramı vermediniz henüz. Hoca cevap vermiş : - Fazla uzatma, yemeğin buğusunu satan akçenin de sesini alır elbet !
|
|
|
|