Reklamlar
|
|
|
Reklamlar
|
|
|
Kategoriler
|
|
Dost Siteler
|
|
Politik Fıkralar
|
|
|
|
Yüzme Bilmiyor |
-Ülkenin birinde bakan,kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti.Ne yapsa makbule geçmiyor, basın hergün kendisiyle uğraşıyordu.
-Nihayet;Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun, diye düşündü ve
-İlan etti; Pazar günü saat 10'da bakan denizin üzerinden yürüyerek geçecek.
-Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada. Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı. Karşı kıyıya kadar da yürüdü geçti. Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı.
fakat ertesi günü tüm gazetelerde su başlık okundu
-Bakan yüzme bilmiyor!
|
|
|
Karın Mı? Devletin Mi? |
birgün bir amerikalı milletvekilini bir odaya almışlar ve sormuşlar:
- Karınmı yoksa devletin mi?
Amerikalı düşünmeden cevaplamış:
- "Devletim"
Ordakiler:
- O zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.
Adam sıkılmış terlemiş ve sonunda dayanamıyarak:
- Yapamayacağım demiş.
Daha sonra bir türk milletvekilini aynı odaya almışlar. aynı soruyu sormuşlar:
- Karınmı yoksa milletin mi?.
Millet vekili hiç düşünmeden:
- Devletim.
- O zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.
Odadan önce bir silah sesi sonra bir cam sesi gelmiş.
Çıkınca sormuşlar:
- Ne oldu?
- sizin verdiğiniz silah kurusıkı çıktı bende karıyı camdan aşağı attım.
|
|
|
Bağdat Mı? |
Clinton bir gün Bağdat'a gider, Saddam'ın karşısına oturur. bir bakar ki Saddamın koltuğunda 2 tane düğme var ve bunlar ne diye sorar;
Saddam:
- Bak göstereyim birincisine basmış alttan bir el cıkmış clintonu gıdıklamaya başlamış saddam güler ikinci düğmeye başmış bir el çıkıp clintona vurmaya başlamış saddam kahkahalara boğulmus. Peki demiş clinton haftayada bizim oraya amerikaya bekleriz. Bu kez Saddam amerikaya gider. Clintonun masasında 2 dügme, Saddam sormuş bunlar ne işe yarar;
Clinton: Kak göstereyim der düğmenin birine basar clinton başlar gülmeye Saddam şaşkın ne oldu diye, Clinton ikinci düğmeyede başar Clinton gülmekten ölecek durumdadır. biraz sonra saddam müsade ister
- ben artık bağdat'a geri döneyim.
Clinton:
- Bağdat? Na Bağdat'ı?
|
|
|
Sana Koysunlar! |
Fahrettin Kerim Gökay, İstanbul Belediye Başkanlığı zamanında fırınları geziyormuş. kendisine, ağzı oldukça bozuk bir fırıncı pasta ikram etmiş. Fahrettin Bey, şöyle bir tadına bakmış ve sormuş,
"Hımmm! Çok güzelmiş, ne kattın buna?"
Fırıncı gülümseyerek yanıtlamış
"Sana koydum efendim!"
Fahrettin Bey, bu söz üzerine pastadan bir lokma daha almış ve devam etmiş:
"ben de bütün fırıncılara söyleyeyim de, hepsi Sana koysunlar"
|
|
|
Clinton Kübada |
Clinton, Küba'ya gelecekmiş. Kübalılar toplanmış, bir hoşluk yapacaklar. Ülkenin en iyi ressamına başvurmuşlar. bir tablo yap, Adı,'Clinton Küba da' olsun" diye. Ressam "Hadi oradan" demiş. "ben adamı görmedim bile. Adam hayatında Küba'ya gelmedi. Şimdi ben nasıl 'Clinton Küba da' diye atmasyondan resim yaparım?" Tesadüf bu ya, bizim Temel, puro almaya Havana'ya gelmiş o sırada. Sıkıntıyı duymuş.
- "ben size istediğiniz tabloyu yaparım. Bana bir sandık puro verirseniz" diye. vermişler Temel bir hafta sonra, Kübalıları çağırmış. "İşte tablonuz" demiş. Tuvalin üzerini örten bezi hızla aşağı çekivermiş. Kübalılar da dönüvermişler. Tabloda, yatakta iki kişi, al takke ver külah.
- "Bu ne" diye gürlemiş, Turizm Bakanı"Bu ne? Bu kadın kim?"
- "Clinton'un karisi" demiş, Temel.
- "Peki bu üstündeki adam kim?"
- "Clinton'un uşağı"
- "Peki Clinton nerde ulan"
- "Clinton Küba'da" demiş Temel!
|
|
|
Ecevit'le Yatmayız |
-Türkiye'nin başbakanı Ecevit, Pakistan ve Hindistan'ın başbakanları ile aynı uçakta seyahat ediyorlarmış. bir müddet sonra hızla irtifa kaybeden uçak bir köye düşmüş. Nasıl olduysa bu üç başbakan enkazdan tek başlarına sağ kurtulmuşlar. Akşam yakın olduğundan bir eve sığınıp ertesi gün başlarının çaresine bakmayı düşünmüşler. bir kapı çalmışlar.
-Kim o?
Kendilerini tanıtıp, bize yatak verir misiniz? demişler.
-veririm; ama iki kişilik yerim var, biriniz ahırda yatacak.
Hindistan başbakanı:
-Ahırda ben yatarım, demiş.
bir müddet sonra kapı çalınmış. Çalan Hindistan başbakanı imiş.
Hindistan başbakanı;
-Ahırda inek var, o benim icin kutsal, yanında yatamam
bunun üzerine ahıra Pakistan başbakanı gönderilmiş. bir müddet sonra yine kapı çalınmış.
Pakistan Başbakanı;
-ben müslümanım,ahırda domuz da var. Domuz benim dinimde pistir,deyince çaresiz bizim ECEVİT gitmiş bu sefer.
-bir müddet sonra yine kapı. Bu sefer gelen ahırdaki bütün hayvanlarmış.
Hep bir ağızdan:
BİZ BU ADAMLA ayNI YERDE YATMayIZ!!!
|
|
|
Adam |
Uluslararası cerrahlar konferansı bittikten sonra bir Amerikalı,
bir İngiliz bir de Türk cerrah beraber birşeyler içmeye giderler.
İngiliz başlar anlatmaya
"Geçen gün bir iş kazası geçirmiş birini getirdiler.Adam presin icine sıkışmış. Sadece sol küçük parmagı vardı. bizim elemanlarımız öyle iyi çalıştılarki ki önce parmağa bir el, sonra kol, sonra da vucut yaptılar. Adam taburcu olunca o kadar verimli bir işçi oldu ki onun yüzünden 5 işçi işsiz kaldi"
Amerikali söz alır:
"Bana ise geçen gün bir saç getirdiler. Adam nükleer reaktörün icinde kalmis. Sadece saçı vardi. Oldukca iyi bir
calisma ile once saca bir baş, sonra vucut vs. yaptik. Adam taburcu oldugunda o kadar verimli oldu ki onun yuzunden 20 kisi issiz kaldi"
Türk söz alır,
"Geçen yolda gidiyordum. bir osuruk kokusu aldım. Hemen osuruğu bir çantaya doldurdum. Labaratuara gidip o osuruğa uygun bir göt deliği yaptık. Sonra deliğe uygun bir göt yaptık. En sonunda göte uygun bir vucud yaptık. Ortaya bir ADAM çıktı.
|
|
|
Her Çarsamba Mi ? |
Toplu sözleşme pazarlıgından yeni çikmis sendika başkani, salonda toplanmiş isçilere ateşli bir söylev çekmektedir:
"Yoldaşlar! Yönetimle yeni bir sözleşme yaptık.Bundan böyle haftanin dört günü daha çalışmayacağız!"
Kalabalık, "Yaşasııın!" diye bağırır.
"Çalışma saatimiz beşte değil, dörtte bitecektiiir!"
"Yaşaaaaaa!!"
"Çalışmaya dokuzda degil, onbirde başlayacagiiizz!"
"Helaaallll!!"
"Maaşlarimiz yüzde 150 artacaktiiirrr!"
"Vaaaaaauuuuuvvvv!!"
"Yalnizca Çarşambaları çalişacagıııız!"
Bu sözün ardindan derin bir sessizlik olur. Derken arkalardan bir ses duyulur, "Her Çarsamba Mı ?"
|
|
|
Padişah Ve Vezir |
Padişah ile vezir tartışmaya başlamış. Padişah vezire, "En büyük ve en güçlü olan benim. sen benim emrimdesin!" demiş. vezir, "Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun" diye itiraz etmiş. Tartışma uzayınca Padişahla vezir, bir çobanın yanına gitmişler ve konuya hemen girmemek icin çobana sormuşlar:
-"senin koyunun mu büyük, ineğin mi?"
Çoban şaşırmış şaşırmasına da, soranlar da Padişahla vezir.
-"İneğim" demiş.
-"Keçin mi büyük, öküzün mü?"
Çoban "Öküzüm tabii" deyince, asıl soruyu yöneltmişler çobana:
-"Söyle bakalım, Padişahın mı büyük, vezirin mi?"
Çoban hiç düşünmeden yanıt vermiş:
"Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum!"
|
|
|
100 Mt |
Ecevit, ABD gezisinde başkan Bush ile konuşuyordur, sohbet bir ara farklı bir boyuta uzanır konu buluşlar ve eldeki son başarılardır. Bush:
- Sayın Ecevit biz öyle bir makina geliştirdikki inanamazsınız ! Ecevit:
- Nedir o ?
Bush:
- Ölüleri geri diriltiyoruz...
Ecevit:
- Yaa bizimki çok farklı bir başarı syn Bush, biz SOSYAL DEMOKRAT'lara 100 metreyi 3 saniyede koşmayı öğretiyoruz...!
Bush:
- Hımm çok ilginç inanmam bunu görmek icin geleceğim der...
Gezi biter Ecevit düşünceli bir halde iken bunu gören BAHÇELİ:
- Hayırdır syn Ecevit nedir bu düşünceli haliniz yardımcı olmak isterim.
Ecevit:
- Sorma DEVLET durum böyle, böyle der anlatır;
- Sayın Bush gelecek şimdi ben ne yaparım ?
BAHÇELİ:
- Sayın Ecevit düşündüğünüz şeye bakın çok kolay aslında madem sayın Bush öyle dedi ilk önce biz onu ispata davet ederiz, ANITKABRE götürür durumu ilk önce biz görürüz bakalım doğrumu.
Ecevit:
- Aklınla bin yaşa DEVLET hiç aklıma gelmezdi sahi ya olur değil mi öyle yapsak ! ama ya birde doğru çıkarsa o zaman ne yaparız?
BAHÇELİ:
- Sayın Ecevit o zaman zaten ispatlamanıza gerek kalmaz söylediğiniz zaten aynen gerçekleşir.....
|
|
|
|
|
Reklamlar
|
|
|
En Yeniler
|
|
En Çok Okunanlar
|
|
En İyiler
|
|
İstatistikler
|
|